Sosyalistleri, Devrimcileri göreve çağırıyoruz !

15 Eylül 2019 da gerçekleştirdiğimiz Parti Meclisi Toplantısın da “İttifaklar ve Birleşik Mücadele” gündeminde ele aldığımız, “Sosyalistlerin ve Devrimcilerin Görevleri ve Önümüzde ki Dönem” gündeminin sonuç metnini paylaşıyoruz;

Sosyalistleri, Devrimcileri göreve çağırıyoruz !

Emperyalist yeniden paylaşım mücadelesi, kapitalizmin ağır ekonomik kriziyle beraber sürdürülmektedir. Küresel rekabet aynı zamanda krizi sertleştiren adımlarla beraber ilerlemekte, kapitalist sistem içerisinden çıkamadığı bir çukurda çırpınır hale gelmektedir. Son olarak ABD ve Çin arasında patlayan ve kur savaşına dönme emareleri gösteren ticaret savaşı, ekonomik olarak kapitalist dünyayı yeni, ağır bir durgunluk gerçeği ile yüz yüze getirmiştir. Kapitalist dünyanın 70’li yıllardan itibaren içerisine girdiği krizden çıkış adına ortaya koyduğu neo-liberal politikalar iflas etmiş, krizi derinleştirerek toplumsal krizleri tetiklemiştir. 

ABD küresel egemenliğini sürdürmek, hatta varlığını korumak adına kendi stratejisini büyük oranda Çin’i engellemek üzerinden kurgulamıştır. Bu kurgu, bir yandan Pasifik’te devasa bir deniz yığınağını getirirken öte yandan Çin’in hammadde, enerji ve emtia kaynaklarına ulaşımını frenleme, dünya pazarlarına açılımını kontrol altına alma faaliyetlerinde kristalize olmaktadır. Çin, bu çabaları Asya’dan Afrika ve Avrupa’ya uzanan karayolu bağlantıları kurarak kırmaya çabalamaktadır. ABD’nin tüm çabaları Çin’in büyümesini ve yayılmasını engellemeye yetmemiştir. Ortadoğu ve Pakistan-Hindistan bölgesi Çin’in dünya pazarları ile enerji kaynaklarına ulaşımında kritik rol oynamaktadır. İlerleyen süreçte bu bölgeler olası bölgesel çatışmaların ilk çıkacağı alanlar olarak ön planda durmaktadır.

ABD açısından egemenliğin bir başka versiyonu BOP adı altında güneyden Suriye, Irak ve İran rejimlerini devirerek yol alma çabası olarak devreye konulmuş ancak başarılı olunamamıştır. Suriye iç savaşı bu amaçla bizzat ABD ve bölgesel işbirlikçileri tarafından çıkarılmış, tıpkı Libya’da olduğu gibi yaratılmış yapay bir savaştır. Tamamen dışarıdan desteklenen ve organize edilen savaş, geldiği noktada Rusya’nın Akdeniz’e inmesiyle sonuçlanmış, ters bir etki yaratmıştır. ABD, İran’ı kuşatma adı altında Suriye ve Irak’taki varlığını arttırma, bölgesel bir güç yaratma derdinde bir görüntü vermektedir. Nasıl ki Suriye iç savaşı aslında İran meselesi olarak ortaya çıktıysa ve İran için Suriye, savaşın ön cephesi olarak algılandıysa, İran’a karşı bir girişim de aslında Çin ve Rusya için aynı anlamı taşımaktadır. Bu noktada Ortadoğu, paylaşım mücadelesi halindeki emperyal güçler açısından bölgesel çatışma alnına dönüşmüştür.

AKP’nin iktidara gelişi ve izlediği yol ABD’nin bu projesi ile uyumluydu. AKP, uluslararası sermayenin yeni yönelimlerine uyumlu olarak paranın, metanın ve bilginin kolay, sınırsız dolaşımını sağlayacak olan MAI, GATS gibi anlaşmaları itirazsız hayata geçirmek, esnek çalışmanın ve gereği olan tüm yasal düzenlemelerin, özelleştirmelerin kazasız hayata geçirilmesini sağlamak, ABD için bölgesel dayanak noktası olmak misyonu ile hareket etti. Onun sağladığı toplumsal rıza ağır ekonomik kriz sonrası küresel gelişmelerin de katkısıyla ortaya çıkan kısmi refah sayesinde desteklenince bu misyon rahatça uygulandı. AKP politikaları uzun süre ciddi bir karşı koyuş olmadan uygulanmış, Erdoğan itirazsız tek güç olarak sivrilmiştir. 

Bu görüntü Gezi ayaklanması ile dağılmış, Erdoğan’ın toplumun yarısıyla bağının olmadığı açığa çıkmıştır. Bu hegemonya kaybının yansımalarından birisi iktidar içi ittifaklar arasında kendisini göstermiş, blok içerisinde cereyan eden iktidar kavgası başarısız darbe girişimi ile doruk yapmıştır. Hızla eski dostlarından kopan AKP, Ergenekon ve MHP ile faşist bir bloklaşmaya girmiş, ülke olağanüstü hal koşulları altında yönetilmeye başlanmıştır. Faşizmin kurumsallaşması yolunda referanduma gidilmiş, tek adam şahsında iktidarın merkezileşmesi sağlanmaya çalışılmıştır. Bütün bu politikalar Kürt halkına karşı kanlı bir savaş ve yok etme politikaları eşliğinde yürütülmüş, devlet terörü, polis ve mahkeme terörü olarak devreye konulmuş, tüm toplum baskı altına alınarak etkisiz kılınmaya çalışılmıştır. Tüm baskı siyasetine karşı faşizmin kitle tabanı olarak örgütlediği yoksul ve emekçi sınıflar üzerinde ki hegomanyası büyük oranda dağılmış, son olarak yaşanan ekonomik ve siyasal kriz sınıf çelişkilerini çıplak olarak açığa çıkarmıştır.  Seçimlerde ve iktidarın bir çok kere devreye koyduğu politikalarda açığa çıkan tablo AKP’nin rıza üretiminin sonuna geldiği ve bu durumun işçi semtlerinde sandığa da yansıyarak AKP’nin kaybetmeye başladığıdır. Kavramın gerçek anlamıyla, sınıf siyasetinin ve mücadelesinin yükselmeye başlayacağı bir döneme girilmekte olduğu açığa çıkmıştır.

Dünyada, bölgede ve ülkemizde kapitalizmin insanlığa yaşattıklarına karşı halkların, işçi sınıfının ve kadınların tepkisi başlangıç halinde kitlesel karşı koyuşlar ve ayaklanmalar olarak ortaya çıkmaktadır. Bölgemizde Rojava Devrimi bunun en kristalize halidir. Ülkemizde de henüz dağınık ve parçalı açığa çıkan kitlesel karşı koyuşların, kapitalizm karşıtı devrimci ayaklanmalara dönüşmesinin en temel ihtiyacı devrimci öncülüğün güçlenmesidir. Kabul edilmelidir ki gidişat, Marksist-Leninist ve kadın kurtuluş teorisinin pratik olarak da sahne alacağı bir dönemi işaret etmektedir. Yüzyılın ikinci çeyreği büyük işçi hareketlerine gebe bir sürece girmiştir.

Bu gerçekliğin farkında olan Uluslararası ve yerli tekeller kapitalizmin ve sömürünün bekası için kitleleri yeniden sistem içerisine entegre edebilecek arayışlara girmiş durumdadırlar. Bunun bir versiyonu yeniden rıza üretimini yaratacak, işçilerin ve ezilen kesimlerin değişim isteğini kapitalist düzen içerisinde istismar edebilecek AKP içerisinden çıkarılacak muhafazakar liberal organizasyonlar ise, diğer versiyonu da sol görünümlü liberal anlayışlardır. Tarihin seyrini değiştirecek en temel görev tam da burada devrimcilerin önünde durmaktadır. Sermaye düzeninden ve onun kurumlarından cepheden bir kopuşla, kitle ayaklanmalarında öncülüğün yaratılmasıdır.

Egemen sınıflar arası çatışmaların arttığı, çelişkilerin derinleştiği bir dönemde sosyalistler için yoksul halklara ve işçi sınıfına ulaşmaları açısından oldukça uygun koşulların olgunlaştığını söylemek doğru olacaktır. Gerek yaşanan ekonomik kriz gerekse faşist blokun içerisine düştüğü yönetim krizi halk kitleleri arasında sistemi aşacak arayışların oluşmasına güçlü olanaklar sunmaktadır. Sistem içerisinden herhangi bir oluşumun ve onunla eklemlenmiş solun, halkların yaşadığı sorunları onların yararına çözme şansı yoktur. Egemenler arası çatışmada, çatışan güçlerden birinin yanında taraf olmadan emekçi sınıfların, ezilen halkların ve kadınların çıkarlarını savunmanın, hayata geçirmenin ve ön koşulunun yegâne yolu devrimcilerin, sosyalistlerin yan yana yürümesinin sağlanmasıdır. 

Yapılması gereken, emekten, demokrasiden yana sokakta oluşan AKP karşıtı cephenin öncüsü olabilecek devrimci güç odağının oluşturulmasıdır. Bu temelde, HDP/HDK içinde ve dışında Kürt halkıyla omuz omuza yürüyen, saraya ve sermayenin sömürü düzenine karşı mücadeleyi, patriarkal kapitalizme ve erkekliğe karşı kadınların özgün, özerk ve bağımsız mücadelesini esas alan devrimcilerin güçlenmesi ve mücadele birliğiyle hep birlikte birleşik devrimci  bir merkezin inşası sağlanmalıdır.

Tarif ettiğimiz basit bir eylem birliği değildir. Türkiye metropollerinde, meydanlarında, sokaklarında, fabrikalarında, kampüslerinde “Kurtuluş Sosyalizmde” sloganının milyonlarla haykırılmasıdır. Yaşamın her alanında ivmelenerek kendini gösteren ve faşizmin yeniden üretiminin esas araçlarından biri olan erkek egemenliğe karşı “kurtuluş kadınların birleşik örgütlülüğünde” diyen bütün kadınların isyanındadır. Gücünü, onu yapanların bile tanımadığı yasallıktan değil, meşru militan kitle mücadelesinden alan, sömürü mekanizmasını “devrimci” yöntemlerle parçalama hedefinde yürüyen, mücadelenin ihtiyacı haline gelebilecek her türlü yönteme kitlesel olarak hazırlanan devrimci bir odağı oluşturma çağrısıdır. Çağrımız devrimcilerin, sosyalistlerin cephe örgütlenmesinedir.  

Devrimci Parti; tüm parti dostlarını geleceği birlikte geliştirmeyi verili görevleri ortak sırtlamak üzere bir araya gelmeye çağırır.

Devrimci Parti; hayatı ortak gözle okuyup sürece müdahale edilmesi gerektiğinde ortaklaşan tüm dostlarını birleşik mücadeleyi omuzlamak, orta bir zeminin inşasında görev almak üzere yan yana gelmeye çağırır.

Devrimci Parti; devrimci-sol kamuoyunu, devrimci hareketler ve bireyleri, süreci göğüslemek ve mücadeleyi büyütmek adına sorumluluk almaya, ortak zeminin inşası için inisiyatif alıp harekete geçmeye çağırır. 

One thought on “Sosyalistleri, Devrimcileri göreve çağırıyoruz !

  1. Bu çağrının günün koşullarında devrimci/tutarlı/kararlı kaleme alınmış bir yazı olduğunu düşünüyorum.

    ÖNERİLERİM

    1) Bu çağrının hedeflediğimiz kitlenin kendilerinin görmesini beklemeden tek tek adreslere yollamalıyız.
    2) Parti dostlarımızla yüzyüze görüşmeler yapmalıyız.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir