Devrimci Parti MYK: “Kapitalizm Virüstür! Korona’ya Karşı Birlikte Mücadele Edelim!”

29 Aralık 2019 tarihinde Çin’in Wuhan kentinde başlayan CORONA ismi de verilen COVİD-19 virüsü, dünyanın pek çok bölgesine hızla yayılmış ve bu sebeple Dünya Sağlık Örgütü tarafından pandemi olarak ilan edilmiştir. Bugün COVİD-19 virüsünün henüz bir aşısı ve/veya bir tedavisi bulunmamaktadır. Dünya; özellikle son dönemde önlemeyen salgın hastalıklar,  söndürülemeyen yangınlar, emperyalist savaşların yarattığı büyük yıkımlarla özetle kapitalizmin büyük kriziyle, doğayı, insanı, bütün yaşamı çürümeye sürüklemesiyle uğraşıyor. Bu arada vakıa bize uzaksa maalesef dikkate bile alınmıyor. Afrika kıtasında pek çok kitlesel ölüme sebep olmasına rağmen kapitalizmin merkezlerini, büyük şirketleri, pazarları vurmadığı için dikkate alınmayan Ebola da bunlardan biridir. Ebola’dan sonra ortaya çıkan COVİD-19 virüsü ise başlangıçta Çin dışında pek önemsenmemiş, küresel çapta sağlık kuruluşlarının gündemine dahi girememiştir. Virüsün hızla yayılarak Avrupa kıtasına ulaşması ve Türkiye’deki vakaların da resmi ağızlardan açıklanmasıyla birlikte Korona artık hepimizin gündemindedir. Her salgın olayında olduğu Korona Vakasında da “kurtarılacaklar listesi” farklıdır. Bizler ve sermaye…

Korona’dan ziyade -uzun zamandır devam eden ve 1929 buhranıyla kıyaslanan- ekonomik kriz için 12 merkez banka, sermayedarlar ve bakanlıklar yoğun bir mesai içerisinde üst üste toplantılar yaptılar. Almanya’dan Fransa’ya kadar uzanan ve büyük şirketleri kurtaracak paketler tek tek açıklanmakta. Almanya bu operasyon için 614 milyar $, Fransa ise 300  milyar € fon aktarma kararları aldı. ABD ve İngiltere ise Korona virüs salgınını, sermayedarlar çıkarına nüfus politikası uygulamak için bir fırsat olarak kullanacağını açıklıyor. Kendileri için “değer” üretmeyen “meta değerini” kaybetmiş emekliler; açık bir biçimde nüfus politikasının kurbanı yapılmak isteniyor. Kapitalist ekonomide her olguyu daha çok sömürmenin bir aracı olarak gören açgözlü fırsatçılar korona virüsü de bilançolarının kar hanesine yazdırmak için boş durmuyorlar. Ancak kapitalist dünyanın merkezi konumundaki ABD, Kanada, İngiltere, Avustralya gibi ülkelerde yaşanan “tuvalet kâğıdı savaşları” kapitalizmin uygarlık ve özgürlük maskesini bir kez daha düşürüyor. Her koyun kendi bacağından asılır doktrini, “doğal seleksiyon” söylemleri, “orman kanunları” politikaları ve şirketleri kurtarma operasyonlarının arkasında; yoksullar, işçiler, güvencesizler, kadınlar, göçmenler için daha büyük yokluk ve sefalet günleri bekleniyor.

Korona virüsünün pandemi olarak kabul edildiği günümüz koşullarında dahi işçiler; balık istifi gibi ulaşım araçları içinde yollara dökülerek, normal koşullar altında bile sağlık ortamı tartışılır iş yerlerinde binlerce kişiyle yan yana çalışmaya zorlanıyor. İşçiler için kriz yok sayılıyor. Salgına karşı dirençli olmada dinlenmenin ve iyi beslenmenin hayati önemde olduğu bilinmesine rağmen milyonlarca/milyarlarca işçi uzun çalışma saatlerinde sefalet ücretlerine mahkûm ediliyor.

Bu sistemin krizini aşmak için çıkarılan savaşların mağdurlarından biri olan göçmenler; sınırlarda bekletiliyor, bütün hijyen ve insani yaşam koşullarından uzakta derme çatma çadırlarda yaşamaya zorlanıyor. 

Ayrıca Çin’deki karantina verilerinin de kanıtladığı gibi, “evler hepimiz için güvenli değildir”.  Kadının hapishanesi haline getirilen evlerden kaç kadının tabutunun çıktığını bizler çok iyi biliyoruz. Ailenin kutsandığı, şiddetin hasır altı edilmesinin telkin edildiği, kadınlar olarak hak ve kazanımlarımızın her adımda tartışıldığı bu ortamda, özellikle karantina günlerinde erkek-şiddeti daha da artma tehlikesi karşımızda duruyor. İstanbul Sözleşmesi, 6284 sayılı yasanın tartışıldığı, ALO-Şiddet hatlarının çalışmadığı, ŞÖNİM’lerin kapatıldığı, kayyumların kadın merkezlerini hedef aldığı bu koşullarda Türkiye’de de sosyal izolasyon ve/veya ilan edildiği takdirde karantina koşullarında erkek şiddetinin artma tehlikesi ortada duruyor. Virüs kadın erkek tanımasa da, patriarkal kapitalizm tanıyor. Ev içi görünmeyen emek sömürüsü ve bakım emeğinin tamamen kadınlara kalma riski de ortada duruyor.

Koronayla mücadelede doğru bilgi üretiminin, şeffaflığın ne kadar önemli olduğunu hepimiz biliyoruz. Doğru haber alma hakkının ve özgür basıncılığın yok sayıldığı, hatta suç olarak görüldüğü bu ortamda medyaya uygulanan baskı ve sansürle birlikte tam 115 gazeteci rehin tutuluyor. Küresel salgın bir kez daha kanıtlıyor ki ihtiyacımız olan manipülasyonlar, büyük medyanın iğrenç yalanları, merkezi iktidarların ayak oyunları, iktidarın her şeyi kontrol altındaymış yansılsaması sunduğu “tekçiliği” değil özgür basın eliyle yayılan doğru bilgi ve hakikattir.

Çünkü bizler bu iktidarı çok iyi tanıyoruz!

Yıllarca yüksek deprem riski olarak yaşadığımız ülkede, bütün toplanma alanları inşaat şirketlerine peşkeş çekilirken, yoksullar hiçbir önlemin alınmadığı ağır riskli apartmanlarda oturmak durumunda kalırken, beklenenin çok altında olan son Elazığ depreminde dahi bu hükümetin bizlere neler sunduğunu hep birlikte gördük!

Van Başkale’de çığ riskine rağmen hiçbir önlem almadan açık tutulan yollardan, ikinci bir çığ tehlikesine rağmen ölüme gönderilen kurtarma ekiplerinden bu iktidarın bizlere neler sunduğunu gördük!

KHK faşizmiyle içinde sağlık çalışanlarının olduğu halktan yana bilim, hizmet üreten binlerce kişi atılırken, savaşa karşı barış isteyen TTB ve üyeleri her fırsatta potaya konulurken; kişiye özel verilen ilanlarla, yetersiz yandaşların kademelerde jet hızıyla nasıl yükseldiğini gördük!

Son olarak Korona virüsün yoğun görüldüğü Suudi Arabistan’tan umreden dönen yurttaşların binlercesinin değil karantinaya alınması AKP teşkilatınca tek tek gezildiğini ancak ve ancak bizlerden yükselen seslerle öğrenciler yerlerinden edilerek, karantina koşullarına uygun olmayan yerlerde herhangi bir önlem almadan tutulduğunu; yine aynı şekilde yurt dışından gelen KKTC Sivil Havacılık müdürünün kızının özel jetle nasıl kaçırıldığını hep birlikte gördük!

Bizler yıllarca bu hükümetin rantla, yalanla, manipülasyonla; halklar, kadınlar ve işçiler üzerinden kendilerini nasıl beslediklerini defalarca gördük, mücadele ettik! Şimdi yine köşeye çekilmiyoruz ve hakkımız olanı istiyoruz!

Bizler; Halklar, Kadınlar, İşçiler Olarak Neler İstiyoruz, Neler Alacağız?

Bugün kapitalist ekonomistler; “ekonomik ve sosyal yıkımın”  covid-19’tan daha tehlikeli olacağını, piyasanın korunması gerektiğini ve bu yönde tedbirler alınmasını söylüyorlar. “Yaşasın Para” diyen sermaye; milyonlarca ölüme rağmen kendini kurtarmayı öncelemektedir.

*Tüm bu tablo içinde öncelikle; bütün çalışanlar en az 14 günlük ücretli izne çıkarılsın. Bu uygulanmadığı takdirde sendikalar genel greve giderek işçi sınıfının yaşamını sermayedarların insafına bırakmayacağını göstermelidir.  Çalışma hayatının sürdüğü bütün alanlarda tüm çalışanları virüse karşı koruyacak önlemler eksiksiz olarak uygulansın.

*Elektrik, su, doğalgaz gibi temel ihtiyaçlar salgın süresince ücretsiz olarak karşılansın.

*Korona/Covid-19 testleri ilk herkes için ulaşılır ve ücretsiz olsun.

*Evde kalma durumunun getireceği erkek şiddetine karşı şiddet hatları, kadın dayanışma merkezleri, ağları daha hızlı ve kolay ulaşılır biçimde örülsün.  Feminist mücadele yürüten kadın dernekleri ve aktivistler bu sürecin yönetilmesinde koordineye dahil edilsin. İstanbul Sözleşmesi, 6284 sayılı sözleşme, uzaklaştırma kararlarının “karantina/sosyal izolasyon” bahanesiyle uygulama dışı bırakılmasın. Ev-içi tüm işlerin ve bakım emeğinin kolektifleştirilmesi için yoğun çaba harcansın. Sığınaklar arttırılsın. Kadınların sığınaklara ulaşımı kolaylaştırılarak, sığınaklar koronayla mücadele için uygun hale getirilsin.

*Hasta tutsaklar öncelikli olmak üzere tüm siyasi tutsaklar ve öz savunma hakkını kullanan kadınlar serbest bırakılsın. Hapishanelerde yaşayan herkese corona testleri yapılsın, sağlık hizmetlerinden yararlanma hakkı güvence altına alınsın ve bu hakkın kullanılması sırasında kelepçe uygulamasına son verilsin.

*Pandemi ile ilgili bilgi akışı ve alınan önlemlerle ilgili süreç bütün ayaklarıyla şeffaf biçimde yürütülsün. Başta TTB olmak üzere Sağlık Bakanlığı, demokratik kitle örgütleri, sivil toplum kuruluşları ve sağlık konusunda uzman meslek örgütleri süreçte aktif rol alması sağlansın.

Bugün Türkiye’de Sağlık Bakanlığına bağlı hastanelerin yoğun bakım yatak kapasitesi 16.000, üniversite hastanelerinin 6.000, özel hastanelerin ise 15.973 bindir. Bu pandemi karşısında bu yoğun bakım yatak kapasitesi çok yetersizdir. İlk elden tüm özel hastaneler kamulaştırılmalı ve tüm üniteler halkın ücretsiz kullanımı için hazır tutulmalı, yoğun bakım üniteleri, yatak kapasiteleri arttırılsın.

*Sağlık çalışanları için özel koruma tedbirleri alınmalı ve gerekli tüm donanımlar ivedilikle karşılanmalıdır. Sağlık alanındaki tüm bilgilendirmeler çok dilli olarak yapılmalı, sağlık kurumlarına başvuran herkese sorunlarını anadilinde anlatma ve anadilinde sağlık hizmeti alma olanağı sağlanmalıdır.

*Karantina için özel merkezler kurulsun, öğrencilerin yurtlardan apar topar çıkarılmasına son verilerek,  karantina altına alınacak kişiler için hastalık koşullarına uygun ortamlar sağlanmalıdır.

*Kriz sürecinde evlerine dönmek zorunda kalan öğrencilerin yol masrafları karşılasın ve sağlıklı koşullarda seyahat edebilmeleri için gerekli önlemler alınsın.

*Temizlik, hijyen, dezenfektan, temel gıda gibi maddelerin ücretsiz dağıtımı yapılsın, özellikle yaşlılar, kronik hastalar ve engelliler için dayanışma ağları kurulsun.

Unutulmamalıdır ki halk sağlığı devrimcilerin esaslı sorunlarından biridir. Tüm devrimci güçleri bu konuda sorumlu davranmaya, birlikteliğimizi daha da güçlendirerek ortak bir çalışmayla süreci aktif biçimde takip etmeye, hakkımız olan taleplerimizi almak için bütün demokratik kitle örgütü, stk, devrimci ve muhalif partiler, meslek örgütleri, feministler, lgbti örgütlerinden oluşan bir koordinasyon kurmaya bu süreci birlikte atlatmaya çağırıyoruz.

İktidara değil, kendi öz gücümüze güveniyoruz.

DEVRİMCİ PARTİ MYK

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir