Devrimci Parti MYK: Faşizm Yenilecek Biz Kazanacağız!

FAŞİZM YENİLECEK BİZ KAZANACAĞIZ”

Bir avuç emperyalist-kapitalistin dünyayı sömürerek talan ettiği siyasal sistemleri derinlikli bir krizle boğuşuyor. Buna göbekten bağlı Türkiye egemenleri de kendi sistemlerini bölgesel içerikli siyasal gelişmelerle birlikte iç siyasal krizlerle değerlendirdiklerinde “beka”larının güvenli ve sürdürebilir olmadığını görmektedirler. Birçok başka nedenle birlikte bu krizi temsil ettiği sınıflar açısından fırsatlara çevirmek için faşist kurumsallaşmayı şekillendiren AKP-MHP bloku bu yürüyüşlerinde mutlak iktidarlarını ilan etmekten sayısız dış – iç nedenlerle ve ezilenlerin direnişleri ile dönem dönem kesintiye uğradılar. Bunlardan sonuncusu 31 Mart yerel seçim sonuçlarıdır. Seçim sonuçları kısa vadeli bir ara dönem açığa çıkarmıştır. Tüm güçler kendi sınıfsal çıkarlarına uygun olarak bu ara dönemi bir sonraki planlarını uygulayabilmek için yoğunlaştıracakları adımlara yönelecektir. Bir yanda AKP-MHP faşist kurumsallaşmasının dayandığı sermaye bloku, diğer yanda Türkiye kapitalizmini kaderine terk edemeyecek kadar pazar ortaklığı olan Uluslararası tekelleşmiş sermaye ile yerli işbirlikçileri (söz konusu sömürünün bekası olduğunda esasta ortaklaşırlar) ve hepsinin tam karşısında mevzilenen işçi sınıfının ve ezilenlerin siyasal yönelimleri…

AKP-MHP faşist blokunun yerel seçim öncesi sürdürdüğü “beka” tartışmaları gerçekte içerisine sürüklendiği ekonomik krizin boyutlarını gizleme, erteleme yanı sıra sürdüremediği siyasal meşrutiyeti sürdürebilmek. Bunun için kendi tabanında da rıza üretiminin aşındığını görerek saldırganlaşmanın boyutunu derinleştirdiği bir süreç olarak örgütlemekteydi. Güçsüzlüğünü,” her şeyi göze almış” güç gösterileri ile örtmeye çalıştığı bu süreç; RTE/AKP iktidarının aslında hiç de bu ölçüde bir güç sahibi olmadığını bu seçimin Ankara ve özellikle İstanbul etapları gösterdi. RTE/AKP iktidarı, bütün mafyatik ve çete uygulamalarına karşın sahtekârlıklar bir kenara, binlerle ifade edilecek küçük oy kaymalarını dahi zorla dayatma gücünü gösterememiştir. Elbette bu sadece bir zorbalık düzeyinden geri çekilme, “yumuşama” meselesi değildir. Bu yetmezlik, RTE/AKP’nin, velev ki, bu zorbalığı gösterip istediği sonuçları alsa dahi, bunun iktidarı ayakta tutmaya asla yetmeyeceğine dair kabulünden kaynaklıdır. 24 Haziran ve ardından gelen piyasa kuşatmaları RTE/AKP iktidarını mevcut iktisadi krizden kendi iç düzenlemeleriyle çıkamayacağı ve dış destek ihtiyacının mutlak bir hayatiyet taşıdığı konusunda kesinlikle ikna etmiş durumdadır. Mali politika kaçamakları tıkanan RTE/AKP iktidarının, aklına ilk gelen her zaman olduğu gibi büyük savaşlar çıkartarak küresel/bölgesel politikaları kendine mahkum kılmaktır. Bildiğimiz gibi balkon konuşmasının temel vurgularından biri de bu konu olmuştur; Menbiç ve Fırat’ın doğusunda sahaya inmek… RTE/AKP’nin bir seçim yenilgisi yaşayan tabanını konsolide etmek ve bölgesel politika üzerinden kendi siyasal ağırlığını güçlendirmek için bu politikalara yönelmesi elbette mümkündür ancak bu politikalar üzerinde derinleşme ısrarının kendi ömrünü kısaltıcı olacağı ortadadır, çünkü hem Amerika hem Rusya bu hatta daha ileri çözümlere yol alınamadığı sürece siyasal gerilimin yükselmemesinden yanadır. Haliyle bu hamlelerin politik bir konjonktür oluşturma ihtimalleri oluşturamamalarından daha azdır. Bu sınırlama koşullarında RTE/AKP’nin egemenlik güvencesi ülke içinde toplumsal muhalefetin üzerine daha fazla şiddetle yürümek olacağı varsayılabilir.

Olasıdır ki AKP içinde epeydir tasarlanan yeni bir parti şekillenmesiyle ve gerektiğinde MHP’nin politik manevralarından yararlanarak RTE/AKP hegemonyasının meclisteki ağırlığı da sarsılacak ve TÜSİAD’ın, öncesi bir kenara, sandıklar kapanır kapanmaz açıkladığı deklarasyonda belirtildiği gibi emperyalist merkezlerin desteğine sahip ekonomik ve siyasal programın uygulanmasına geçilmesi Saray iktidarına dayatılacaktır. Bu dayatma, Uluslararası finans kapitalin getireceği dış sermayeyi yönetmek ve yönlendirmek işi elbette bu kasaba tüccarlarına bırakılacak iş olmayacağı için milli mutabakat hükümeti zorlamaları artık kolay görülür bir yoğunlukta yazılır çizilir oldu. Keza TÜSİAD’ın sıkı para politikası talebi de rantçı ve müteahhit yeni Türk burjuvazisinin çarklarına çomak sokma isteğinden başka bir şey değildir. Uluslararası sermayenin yönlendirici gazeteleri demokrasi olmayan yerde mali gelişkinlik olmaz diye hem mali kontrol hem adalet sistemlerini gündeme getirmektedirler. Keza yine TÜSİAD’ın bildirisinde mali ve iktisadi projelerden başka eğitim, adalet ve demokrasi çerçeveleri aynı tondadır. Bütün bu uygulamalar, açıktır ki tüccar sermayenin kendisini sınırlamaktan daha öte anlamlar taşımaz. Haliyle RTE/AKP iktidarının belli bir tahammül içinde bu uygulamaları esnete boza uygular gibi yapıp esas olarak kendi sistemini yürütme gayreti içinde olacağı beklenir bir durumdur. Bu nedenle faşist kurumsallaşmanın sandık sonuçlarından bakarak yenildiğini sanmak yanıltıcıdır. AKP-MHP ittifakı faşist kurumsallaşmayı derinleştirmeye ve direnmeye devam edecektir. Onu gerçekten yıkacak güç sermayenin başka bir blokuna yedeklenerek değil, Birleşik Devrimci Merkezin zaferinden geçecektir. Uluslararası sermayenin AKP-MHP faşist blokuna karşı yedeklediği güç Millet ittifakıdır. Bu süreç hem kapitalizmin krizine karşı sistem dışına çıkan kitleleri yeniden sistem içi umutlarla, sistem içerisine yedeklemek, hem de kendi geleceği içerisinde önemli bir pazar olan Türkiye’yi kriz koşullarının içerisinde sermaye lehine sürdürebilir hale getirmektir. Her iki blok açısından da ülkenin önünde uzanan dönem tekelci kapitalizm ağır kriz koşullarından çıkaracak yoğun bir sömürü ve baskı dönemi olarak şekillenecektir. İşçi emekçilere layık görülen tek şey bugünden devam ederek krizin yakıcı cehennemi içerisinde köleliğe mahkum etmektir.

Bu ara dönem ve kriz koşullarında burjuvazi eli ile devrimci siyaset içerisinde liberal ve reformist akımların parlatılacağı, bu yöntemle sistemden beklentileri kesilen kitleleri yeniden sistem içi talepler etrafında yedekleneceği kaçınılmaz olarak şekillenecektir. Bu bağlamda birleşik devrimci hareket seçim sürecinde yaşadığı iki önemli sıkıntıyı aşmayı başarabilmelidir. Bunlardan birincisi Kürt liberal burjuvazisinin seçim kampanyasının başlangıç kodlarından birini antifaşist mücadele kodunu kampanya içinde gündemden düşürmesidir. Bilindiği gibi “tecriti kıracağız, faşizmi yıkacağız” sloganıyla başlayan seçim kampanyası Newroz’a doğru “mutlaka kazanacağız, tecriti kıracağız’a dönüştürüldü. Kürdistandaki iller bazında yaşanan kayıp-kazanç muhasebesini Kürt özgürlük güçleri elbette yapacaktır ancak bu muhasebenin Türkiye metropolleri sahasına düşen kısmında geleceğin potansiyel Gezi Haziranları’nda liberal Kürt burjuvazisinin, metropol Kürt proletaryasını, gençlik ve kadın direnişçiliğini bir kez daha sistem içinde kontrol altında tutma gayreti içinde olacağı şimdiden görülmelidir. Ve birleşik devrimci zemini bu riske karşı siyasal ve örgütsel önlemlerini şimdiden geliştirmeyi başarmalıdır.

Birleşik devrim mücadelesinin bir diğer pratik sıkıntısı Dersim seçimlerinde ortaya çıkan durumdur. Keza liberal Kürt burjuva siyasetçilerinin ve dar milliyetçi küçük burjuvazisinin dayatmaları birleşik devrimi Dersim pratiğinde ayrıştırmıştır. Bu sonuç hem taraflar hem de birleşik devrimci bütünlüğü açısından ilkesel zeminde özeleştirel bir değerlendirmeye tabi tutulmalıdır. Birleşik devrim mücadelesi kurgusal olarak taktik farklılıkları stratejik bir bağlam içinde buluşturabilme imkânıyla güçlüdür ve pratikte bu imkanın istihdamıyla güçlenir.

Partimizin seçim öncesi açıkladığı yerel seçimlere dair tutumumuzun hala geçerliliğini koruduğunu görmekteyiz. İşçilerin ve ezilenlerin dayatılan faşist kurumsallaşmayı reddettiğini, bunu sandığa da yansıttığını seçim sonuçları göstermektedir. Seçim sonrası iktidarın karşı hileler yapacağını düşünmesi ve buna karşı eylem talebi bile sandıktan ne çıkarsa çıksın sonucun başka pratiklerle aşılacağının bilincine ulaştığının göstergesidir. Bu umudu başarıya ulaştıracak yegâne şey devrimci bir merkezin oluşması ve savunma pozisyonundan çıkarak sokaklarda, krize, faşizme ve kapitalizme karşı devrimci direniş yöntemleri ile cevap olmak geçecektir. Bunun gerçekleşmediği koşullarda dayatılan faşist kuşatmayı rededen işçi, emekçi ve Kürt kitlelerinin, başka bir sistem bloğuna yedeklenme riskinin nelere yol açacağını önümüzdeki günler gösterecektir.

Bugün seçimler geride kalmıştır. Kürt direnişçilerinin başlattığı “tecriti kıralım, faşizmi yıkalım” açlık grevleri ve yaşamlarını feda eden tutsakların direnişi hem iktidarın, hem seçim ittifakına giren güçlerin, hemde devrimci güçlerin yakıcı gündemi olarak kendini dayatmaktadır. Ülkemizde açlığı, yoksulluğu dayatan, grevleri yasaklayan, tutuklama terörünü sürdüren, özgürlüklerimiz ve ekmeğimizi tecrit altına alan faşist yöntemler ve bloku iktidardadır. Partimiz dün olduğu gibi bugünde mücadelesini birleşik devrimci güçlerle sokakta sürdürmeye devam edecek, Denizlerin, Mahirlerin, İboların, Mazlumların, Eylemlerin, Asiyelerin, Sakinelerin düşlerini iktidara taşıyacaktır.

Birleşik Devrimci Parti – MYK

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir