Devrimci Parti: 2. Konferans Sonuç Bildirgesi

Gündüzlerinde İşsiz Gezilmeyen, Gecelerinde Aç Yatılmayan Günler İçin !

DEVRİMCİ PARTİ 3. OLAĞAN KONFERANS SONUÇ METNİ

1

Konferansımız ülkede, bölgede ve dünyada gerçekleşmekte olan siyasal süreçlerin bir bütün olarak emperyalizmin içerisinden geçtiği süreçle bağlantısını önemle vurgulamıştır. Suriye ve Ortadoğu’da devam eden savaşların basit olarak bölge devletlerinin yeniden yapılandırılması olarak ele alınamayacağı; bunun, emperyalist kapitalist sistemin halen dengede tutmaya çalıştığı krizinin yansıması olduğu tespitini yapmıştır. Yeni gelişen güçlerin dünyanın yeniden paylaşımını zorlaması emperyalist güçler arasında bir paylaşım mücadelesine yol açmıştır. ABD-AB’nin temsil ettiği emperyalist blokun gerileme döneminde olduğu tespiti öne çıkmıştır. ABD-AB hegemonyanın başka hegemonik devletlerce (Rusya, Çin, İran vb.) sınırlandırılmaya başlamasından dolayı gelişen kriz, sadece ABD’yi değil, Avrupa kıtasını da direk etkilemektedir. Emperyalist kapitalist dünyanın içerisine girdiği ve halen savaşlar eliyle yeni paylaşımların ve pozisyonların dışında bir çıkış bulamadığı nokta siyasal ve ekonomik krizdir.

 Emperyalist kapitalist dünyayı saran ve giderek çözümsüz hale gelen ekonomik kriz tüm boyutlarıyla Türkiye kapitalizmini de tehdit etmektedir. Büyük ölçüde borçlanmaya dayalı sıcak para hareketlerinden beslenen Türkiye kapitalizmi ekonomik olduğu kadar siyasal krizin de etkisi altında çözümsüzlükle uğraşmaktadır. Kriz yapısaldır ve Türkiye kapitalizmi içine sürüklendiği krizi, yakıcı ihtiyaç duyduğu sermaye birikimini artırmaksızın, daralan iç pazarını genişletmeksizin, dış pazarlara açılmaksızın aşamayacağı sonucu tespit edilmiştir. Bu realite eş zamanlı olarak içerde emeğin yağmalanmasından, sömürü çarklarının hızlandırılmasından, temel hak ve özgürlüklerin kısıtlanmasından, dışarıda bölge pazarlarında kızgın bir rekabet sürecine girmesinden başka bir sonuç doğurmaz.

Türkiye özelinde bugün yaşanan ve daha da derinleşecek ekonomik kriz, tek başına ülke sınırlarında gelişen bir kriz değil, göbekten emperyalist kapitalist sistemin krizine bağlı bir krizdir. Dün Suriye’de cihatçı çeteler eliyle savaşa taraf olan Türkiye burjuvazisi, bugün doğrudan Afrin, Azez’de işgalci durumundadır. Ayrıca Fırat’ın doğusuna yönelik işgal hazırlıkları sadece bir seçim propagandası değil, yıllara yayılacak bir savaşın arifesinde olduğumuzu göstermektedir.

Bu tespitler ışığında partimiz bu süreci “Faşizmin kurumsallaşması” süreci olarak görür. Bu tespit aynı zamanda mücadele tarz ve biçimlerinde yaratıcılığı, koşullara uygun mücadele biçimlerini ve alışkanlıkları aşmayı zorunlu kılar.

2

Türkiye’de uzun bir süredir yaşanan ve büyüyen kriz doğrudan kadınların yaşamını tehdit etmektedir. Cinsiyetçi yasalar, devlet erkinin cinsiyetçi söylemleri, eğitim, medya, yargı erkekliğinin meşrulaştırmaya çalıştığı toplumsal cinsiyet boyutları erkek-devlet mekanizmasının yaşamlarımızdaki sistematikleşmiş varlıklarıdır. Kadınların özgürleşmesinin patriarkal kapitalizme oluşturduğu tehdit,  toplumsal erkekliğin örgütleyici mekanizması faşizmin kadınlara yönelik saldırılarını gün be gün artırmıştır. Kürt ulusuna karşı sürdürülen topyekûn savaş ve yaşanan ekonomik kriz de kadınlara yönelik bu saldırılara ivme kazandırmıştır.

Artan faşist saldırılar ve savaş koşulları altında ortaya çıkan militarist saldırganlık, sistematik ve örgütlü erkeklik, kendini tüm çıplaklığı ile AKP- MHP faşizmiyle göstermektedir. Ayrıca LGBTİ+lara yönelik nefret cinayetleri ve saldırıları meşrulaştırılmaya çalışılmaktadır. Militarizm ve savaş siyaseti ilk olarak LGBTİ+ üzerinde boyutlandırılmaktadır.

Bunlara karşı kadınların birlikte örgütlü mücadelesi kadınların yaşamı ve özgürleşmesi açısından hayati bir yer tutmaktadır. Kadınların kendi kurtuluş mücadelelerine dair koyacakları irade sürecin belirleyeni olacaktır. LGBTİ+ların var olma mücadelesi de patriarkal kapitalizme karşı çarkı alaşağı edecek ilk halka olarak görülmelidir. LGBTİ+ mücadelesi en temelde bir yaşam mücadelesidir. Faşizmin hedef aldığı diğer nokta çocuklardır. Çocuklar özellikle ev içerisinde ve devlet kurumlarında sistematik taciz ve tecavüze maruz kalmaktadır.

Kapitalizmin ekolojik dengeyi hiçe sayarak hayvanlara ve doğaya yönelik saldırıları artmıştır. Bir yandan sistemin ideolojisi tüm mekanizmalarıyla hayvana yönelik tecavüz ve katliamları arttırıp meşrulaştırırken öte yandan sömürü politikaları nedeniyle doğa talan edilmektedir. Aynı zamanda ham madde ve pazar hırsıyla saldırganlaşan emperyalizm doğal kaynakları yok etmektedir. HES’lerle, nükleer santrallerle insanları ve doğayı tehdit etmektedir.

Ülke Kürtler, Aleviler başta olmak üzere ve bütün ötekileştirilmiş halklar açısından adeta bir hapishaneye dönüşmüştür. Ve bu süreçten çıkış yolu ancak işçi sınıfı ile beraber bütün ezilen halkların yan yana gelmesiyle, Kürt Özgürlük Hareketinin ve Türkiye Sosyalist hareketinin omuz omuza mücadelesiyle mümkündür.

Yoğun saldırıların en büyük hedeflerinden biri de gençliktir. Gençlik dinamik yapısıyla sisteme tehdit oluştururken, kaygan bir zeminde oluşu dolayısıyla sistemin çevrelediği bir düzlemde durmaktadır. Sistem gençliği medya araçlarıyla, eğitimiyle militarist şoven erkek egemen bir çizgiye çekmeye çalışmaktadır. Diğer yandan sisteme karşı tutum içerisinde bulunan gençliğe ise zor aygıtlarıyla karşılık vermektedir.

Bulunduğu kaygan zemin itibariyle, ya kapitalizmin çarkına girecek ya da mücadele edecek bir yerde duran gençliğin örgütlenme sorunu hayatı kökünden kavrayıp değiştirme mücadelesidir. Gençliğe özgün sorunların ele alınıp politikleştirilmesi; politikliğin örgütlenmesi, örgütlülüğün sıçratılması önümüzde ki en önemli görevdir.

Sermayeye yönelik sonsuz avantajlar sağlayan AKP, üretimi kuralsız hale getiren esnek çalışma politikalarının en sadık uygulayıcısı olma rolünü yerine getirmektedir. İşçi sınıfının kazanılmış bütün haklarını elinden almaya çalışmaktadır. Güvencesiz ve kuralsız çalışma kural olarak dayatılmış, işsizlik ve iş cinayetleri rekor seviyeye ulaşmıştır. Ülkede her gün grevler, işçi direnişleri günden güne artmaktadır. Özellikle 3.Havalimanı işçilerinin örgütlü mücadelesinin önüne geçebilmek için devlet topyekûn bir saldırı gerçekleştirmiş ve yüzlerce işçi gözaltına alınıp onlarcası tutuklanmıştır. Faşizmin işçi sınıfının en küçük örgütlenmesine bile tahammülsüzlüğü ve örgütlülüğünü dağıtma çabasına rağmen her gün kendiliğinden de olsa gelişen irili ufaklı işçi direnişleri, işçi sınıfının direnişçi ve devrimci potansiyelini bir kez daha bize gösteriyor.

Partimiz, kendisini işçi sınıfının ve onunla ittifak içerisindeki ezilen sınıfların partisi olarak nitelendirir, işçi sınıfının dünyayı değiştirecek yegâne devrimci sınıf olması ancak onun kendisi için bir sınıf olarak örgütlediği ve enternasyonal proleter devrimci kimliği örgütlemesi temelinde kendisine hedef koyar. İşçi sınıfının dağınık, kendiliğinden geliştirdiği direniş dalgalarını birleştirmek ve büyük direnişlerle sınıfın gücünü egemen sisteme karşı göstermenin yol ve yöntemini geliştirmek, bununla birlikte işçi sınıfını siyaset sahnesine döndürmek ve örgütlü mücadeleye katmanın önemli görev olduğunu tekrar yineler.

Devrimci Parti siyasal tespitleri ışığında ittifaklar meselesine iki yönlü yaklaşır. Birincisi Faşizmin kurumsallaşması karşısında en geniş Anti-Faşist cephenin inşasıdır. Bu güçleri işçi sınıfı başta olmak üzere, Kürt hareketi, ezilen halklar, tüm sol güçler, demokratlar, kadın, gençlik, alevi örgütleri ve bir dizi faşizmden doğrudan etkilen güçler olarak tarif eder.

Bu cephenin inşası doğrudan partimizin tek başına gerçekleştirebileceği bir durum olmadığını vurgulayarak, uzun soluklu bir evreyi kapsayan ancak bugünden Anti Faşist cepheye yaklaşım Devrimci Parti üyelerinin siyasal ittifak sınırlarını, politik-pratik yönelimini belirlemeye hizmet eder. İkincisi ise stratejik olan ittifak anlayışıdır. Bu anlayışı Birleşik Devrimci Merkez olarak tarif edebiliriz. Partimiz devrimi güncel bir mesele olarak ele alır. Faşizmin yıkılmasının karşılığında kitlelere önerdiği eski rejimin kurumları elbette değildir. Yeniden parlamenter rejime dönmeyi ya da mevcut anayasanın yeniden uygulanır hale gelmesini savunmaz. Faşizme karşı mücadelede stratejik yaklaşımı “Demokratik Halk İktidarının” yaratılmasıdır. Bugünün Türkiye’si, biriken siyasal ve ekonomik krizler nedeni ile büyük alt üst oluşlara gebedir. Büyük kitle hareketleri, ayaklanmalar kaçınılmazdır. Gezi Ayaklanması pratiği bir ayaklanmanın başarıya ulaşmasının önemli nedeni olarak Devrimci öncülük sorununu önümüze koydu. Bu tür kitlesel öfke patlamalarını devrimci kazanımlara kanalize edebilecek güçler, bizimde parçası olduğumuz enternasyonalist devrimci güçlerdir. Bu nedenle bugünün hızlıca atılacak adımlarından biri enternasyonalist devrimci güçlerle, Birleşik Devrimci Merkez oluşturmak, ortak pratiklere girmek, olanakları birleştirmek, sistem krizi derinleştirmek, stratejik adımlara yönelmektir.

Bileşeni olduğumuz HDP ve HDK üzerine partimiz konferansında bir dizi tartışma yürüttü. Devrimci Parti, HDP ve HDK’nin ezilenlerin ortak mücadele cephesi olan çatı örgütü olduğunu, gerek faşizmin saldırıları, gerekse politik pratik yönelimleri sonucu milyonları sokağa taşıyacak kitlesel militan mücadelede açmazlar yaşadığını tespit etmektedir. Bunun bir boyutu yapısal olmakla birlikte, diğer boyutu ise Türkiye’nin batısında mücadeleyi parlamenter söyleme sıkıştırması ve içerisinde yer alan liberal sol söylemin dönem dönem yönelim belirlemede egemen olmasıdır. Liberal sol yaklaşımla ideolojik olarak mücadele sürdüren partimiz, bileşeni olduğumuz HDP ve HDK’de de aynı ideolojik mücadeleyi sürdürmeyi esas alacaktır. HDP alelade kapitalizmin krizine çözüm üreten muhalif bir parti değil, Türkiyeli işçi ve emekçiler ile ezilen halkların ittifakını içeren ve tüm ezilenlerin mücadele ortaklığını yürüttüğü çatı partisidir. Bu temelde HDP içerisinde bulunan sol-sosyalist-devrimci güçler, mücadele eden emekçi sınıflara güven veren ve onlarla birlikte hareketi güçlendirecek çalışmalara yönelmelidir.

Konferansımız siyasal tespitlerinden çıkardığı örgütsel görevlerini yerini getirme yükümlülüğünü Türkiye halklarına, işçi sınıfına, kadınlara, gençlere ve bütün ezilenler ile beraber devrimci harekete bir gereklilik olduğunu bildirir.

Bu konuda partimiz birleşik devrimci bir hattın oluşturulmasını önüne güncel devrimci bir görev olarak koymaktadır.

Zafere Kadar Hep Birlikte!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir