Devrimci Parti: 19 Aralık Hapishaneler Katliamı ve Maraş Katliamı Devletin Katliamcı Zihniyetidir

Türkiye devleti tarihi katliamlarla doludur.  Dersim, Koçgiri, Kırıkhan, Malatya, Çorum, Elbistan, Sivas/Madımak, Gazi, Roboski, Sur, Cizre, Nusaybin, Şırnak, Silopi ve Gewer, Gezi, Ankara, Diyarbakır’da yapılan katliamlar ilk akla gelenlerdir. Özellikle Kürtler ve Alevilerin yaşadığı bölgeler, devletin resmi ideolojisi “Türk-İslam sentezi” çerçevesinde sürgünler, etnik-dinsel arındırma ve asimilasyon politikaları ile darmadağın edilmiş, saldırılara, katliamlara uğramıştır. Tek tip toplum yaratmak adına Türk-Sunni-Erkek çemberi dışında kalan bütün etnik ve inanç kimlikler yok sayılmıştır. Yine aynı şekilde bu politikaların sonucu tutsak alınan devrimcilere, yurtseverlere de hapishanelerde işkence ve katliamlar uygulanmıştır.
Devletin ‘Tek devlet, tek millet, tek din, tek dil’ anlayışı ile uyguladığı katliamcı politikalarını sergilediği aylardan biri de Aralık ayıdır. Aralık ayı farklı tarihlerde Alevilerin, Kürtlerin ve Devrimci tutsakların hapishanelerde katledildiği tarihtir. 19 Aralık 1978 de başlayan 26 Aralık’ta biten Maraş katliamı ve 19 Aralık 2000 de başlayıp 22 Aralığa kadar süren F tipine geçiş için yapılan hapishane katliamları hala hafızlarımızdadır.

Maraş Katliamı’nın üzerinden 40 yıl geçti. 19 Aralık başlayıp, 26 Aralık 1978’de biten Maraş Katliamında resmi açıklamalara göre 111 kişi katledildi, binin üzerinde insan yaralandı, 552 ev yakılarak tahrip edildi, 289 işyeri yakıldı, yağmalandı. Katliamın bitmesi ile birlikte aynı gün 26 Aralık 1978’de 13 ilde sıkıyönetim ilan edildi. Egemenler, milliyetçi-ülkücü hareketin taşeronluğuyla, gerici dinci çevrelerin katılımıyla kadın, erkek, çocuk, bebek, genç, yaşlı ayrımı yapmadan gerçekleştirdiler bu katliamı.
Maraş katliamı adım adım hazırlanarak uygulamaya konulmuştur. Bu katliam da devlet tarafından sistematik olarak yapılan diğer katliamlar gibi, politik açıdan egemen gücün toplumu yeniden dizayn etme politikasının bir parçasıdır. Katliamdan sonra Maraş’tan göç başladı ve demografik yapı ile oynandı, değiştirildi. Devlet, bu coğrafyada Ermenileri nasıl soykırıma uğrattıysa, aynı şekilde Maraş Katliamı ile Alevi-Kürt nüfusunu tasfiye etmeyi amaçlamıştır. Katliamda özellikle istihbarat ve güvenlik birimlerinin öncülüğünde faşist-dinci hareket ve siyasi birimler de araç olarak kullanılmıştır.

19-22 Aralık 2000 tarihleri arasında aynı anda, ülke çapında 20 ayrı hapishanedeki siyasi tutsak ve hükümlülerin kaldığı bloklara, F Tipi hapishanelere geçmeyi red ettikleri için saldırı düzenlendi. Saldırı sonucunda 28 tutsak kurşunlanarak, yakılarak, gazdan boğularak katledildi. Yüzlerce tutsak çeşitli yerlerinden yaralandı. 28 tutsağın katledildiği saldırıya “Hayata Dönüş” ismi verildi. Saldırı gerçekleştiğinde hükümette DSP-MHP-ANAP koalisyonu bulunuyordu. Dönemin Başbakanı Bülent Ecevit operasyonu, “teröristleri kendi terörlerinden kurtarma” olarak tanımladı. 22 Aralık 2000 günü sonunda tutsakların ölümüne direnişine rağmen F Tipi hapishanelere konuldular.
‘Hayata Dönüş’ saldırılarında cezaevi idareleri, mülki amirler, cezaevi savcıları somut ve hukuki hiçbir işleve sahip olmadı. Saldırılar tamamen Milli Güvenlik Kurulu (yani ‘devlet’) eliyle Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) tarafından planlanıp uygulandı.  Saldırılara bir bütün olarak bakıldığında, doğrudan yok etme niyetinin de işin içinde olduğu, kanlı ve katliam boyutunda gerçekleştirilen saldırılar olduğu açıkça görülüyor. Bu durum devletin konuya dair yaklaşımı ve siyasi tutsakların hapishanelerdeki varlığı ile birlikte değerlendirildiğinde aslında şaşırtıcı değil. Çünkü devlet her zaman hapishanelerdeki her türlü uygulamasını sürekli ‘zor’a dayalı politikalarla yaşama geçirmiş ya da geçirmeye çalışmıştır.  Bu yönüyle devletin siyasi tutsaklara bakış açısı ve hapishaneler politikası gereği, hapishaneler her zaman zorun sürekli ve geniş kullanım alanı bulduğu yerler olmuştur.

İki katliamın birçok ortak yanları var. İki katliamda da Ecevit hükümetteydi. İki katliam da yalan ve demogoji üzerine gerçekleştirildi. İki katliamın hedefi de aynı kesimlerdi; alevi, kürt ve devrimciler. Maraş’ta, aleviler-solcular sinemayı bombaladılar yalanı, hapishanelerde ‘koğuşlarda uzun namlulu silahları, bombaları var’ yalanı katliamlara gerekçe yapıldı. Bu gerçekleştirilen iki katliamında ayrıntılı analizleri defalarca yapıldı. Hem saldıran devletin katliamcı yüzü hemde saldırıya uğrayanların eksikleri, kahramanlıkları gibi konular üzerine sayfalarca yazıldı. Gerçek olan şu ki tüm bunlara rağmen devlet katliamlardan vazgeçmedi biliyoruz ki yıkılana kadar vaz geçmeyecek de.
12 Eylül’ün kanlı mirasının üzerine oturan ve onun sürdürücüsü olan günümüzün egemenleri ve AKP hükümeti Türk-İslâm-NATO sentezini İslâm-Türk-NATO sentezi olarak değiştirerek, baskıları artırarak yoluna devam ediyor. Bu yolun sonu ise (tersten bir iç-dış gelişme, etki olmazsa ise) faşizmin kurumsallaşmasına doğru gidiyor. Egeneler bu kanlı mirasın takipçisi olan AKP eli ile ayırt etmeden muhalif olan tüm topluma yönelik saldırılarına devam ediyor. Demokrasi diyorlar her gün yaptıkları operasyonlar ile muhalifleri, devrimcileri hapishanelere dolduruyorlar. Üstelik sadece ülke içinde değil ülke dışında da bunu yapıyorlar. Suriye’de, Irak’ta Alevilere, Kürtlere diğer azınlıklara yapılan katliamlarda Türkiye devleti ve yürütücüsü AKP baş destekçi oluyor.
Devrimci Parti olarak, katliamlarda yitirdiğimiz tüm insanlarımızı saygıyla anıyor, devletin katliamcı zihniyetini nefretle kınıyoruz. Maraş’tan zindanlara, zindanlardan Roboski’ye katliamların faillerinin cezalandırılması için bütün sömürülen, ezilen, ötekileştirilen halkalarımızı inkarı, asimilasyonu ve katliamları sürdüren zihniyete karşı örgütlenmeye, mücadeleyi yükseltmeye çağırıyoruz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir