Devrimci Parti PM : Politik Durum Değerlendirmesi

PM POLİTİK DURUM ANALİZİ

Partimiz 15 Temmuz başarısız darbe girişiminden hemen sonra kaleme aldığı MYK açıklamasında darbe girişiminin OHAL’in zemini olarak kullanılacağını ve sürecin OHAL baskısı altında şekilleneceğini tespit etmiş ve şunları kaleme almıştı:

15 Temmuz başarısız darbe girişimi 20 Temmuz saray darbesini doğurmuş ülkede olağanüstü hal ilan edilmiştir. OHAL ilanı sonrası darbe sürecinde sergilenen düşman hukuku AKP karşıtı herkesi hedef alarak yaygınlaşacaktır. Bunun işaretleri daha Ohal ilanından önce Leman dergisine matbaada el konularak verilmişti.

Gerek yapılış şekli gerekse bastırılma şekli ile tam bir tartışma durumu yaratan darbenin ülkede bir kaos ortamı yarattığı hemen herkesin ortak kabulü gibi görülmektedir. Kaos gücü olan her çevrenin gücü oranında müdahale edeceği ve kendi isterilerini hayata geçireceği durumları yaratır. Devrimci hareketler kaos ortamlarını derinleştirerek devrimin imkanlarını ortaya çıkarmaya çalışırken egemenler ise kaostan baskının ve sömürünün daha arttırılacağı süreçlerin inşa edilmesi için yararlanmaya çalışırlar. AKP kaosu OHAL’in zemini haline getirmiştir. Sürecin daha derinleşeceği ve sertleşeceği Gülencileri hedef alan tasfiye operasyonunun tüm muhalefeti kapsayarak genişleyeceği görülmelidir. Alevilerin yaşadığı mahaller baskı altına alınacak varoşlarda Kürdistan’daki gibi sokağa çıkma yasakları ilan edilecek, işçi direnişleri yasaklanacak, sendikalar ya kapatılacak ya da iş yapamaz hale getirilmek istenecektir.

Valilerin yetkileri arttırılacak polisin zaten fazla olan yetkisi neredeyse sınırsız hale getirilecektir. Sokak polis ve onun destekçisi çetelerin denetimine bırakılacak her çeşit muhalif eylem ve toplantı keyfi bir şekilde yasaklanacak gözaltı ve tutuklamalar yaygınlık kazanacaktır. AKP darbe gecesi ve sonrası oluşturmaya çalıştığı korku çemberini sürekli kılarak ve yaygınlaştırarak kendi zayıflığını gizlemeye kitleler üzerinde oluşturulan korkuyu resmi devlet terörüyle besleyerek büyütmeye ve Ohal’i kalıcı kılmaya çalışacaktır.”

Yaşanmakta olanlar daha en baştan yapılan politik tespitin doğruluğunu ispat etmektedir. Darbe girişimini bir kaldıraç haline getiren AKP Ohal’e yaslanarak toplumu devrettiği ve iktidar bloğunu yeniden şekillendirme çabasına girmiştir. Partimiz tarafından yukarıda yapılan tespitinde işaret ettiği üzere yaşanmakta olan hükümet politikalarının daha da baskıcı hale getirilip tek başına verili statükonun deforme edilmesi ve hukukun tasfiye edilmesi değildir. Yaşanmakta olan bütün bir şekliyle verili statükonun yerine yeni bir statükonun inşasıdır. Yayınlanan KHK’lar ile hukuk sona erdirilmemiştir, yapılmakta olan yeni bir hukukun inşasıdır. Süreç faşist uygulamalarının ve yönetimin kalıcı hale getirilmesi sürecidir. Olağanüstü halin ilanından bugüne süreci doğru analiz etmeyen, sarayın her hangi bir seçimle iktidardan kolayca uzaklaştırılabileceğini varsayan, faşizme karşı cepheden birleşik militan bir mücadele örgütleme, Ohal’in kaldırılması için kapsamlı bir mücadeleyi geliştirmek, Ohal uygulamaları ve KHK’lar karşısında toplumsal duyarlılığı geliştirip direnişi büyütmek yerine, her şeyin kenarında durup yaşanmakta olanın eninde sonunda biteceğine bel bağlayarak siyaset yürüten sosyalist hareketler gelinen noktada en azından bu duruşları nedeniyle sorumluluk sahibidirler. Kitleleri katliamlar, işten atmalar ve zulüm karşısında militan mücadeleye çağırmak yerine bir çeşit mağduriyet solculuğuna sığınıp vicdan ve duyarlılıklar üzerinden politika dışı söylemlerle onlara seslenen, Kürt halkı ve onun siyasal kurumlarıyla eylem, mücadele birliği kurmaktan kaçınan, çözümü sistemiçi mücadele-müdahale yöntemlerinde arayan anlayış gelinen noktada iflas etmiştir. Faşizm düşman hukuku uygulayarak kendisi karşısındaki bütün güçleri düşman haline getirmiştir.

Aynı sorumluluk çok daha ağır bir şekilde CHP yönetimi ve ona bel bağlayan CHP tabanı içinde söz konusudur. CHP adını Kürt halkıyla ve onun siyasal önderlikleriyle yan yana yazdırmamak için Saray Koalisyonunun, MHP politikalarının yanında yer tutmuştur. Son KHK karşısında çözümü AYM’de arayan ve yaşanacak olanların vebalini birkaçtane AYM hâkiminin sırtına yıkan, onların vicdanına seslenen CHP önderliği, hala bir hukukun ve Saray’dan bağımsız bir hukuksal işleyişin varlığını temenni ederek bütün çaresizliğini ve çapsızlığını göstermekte, saray karşısında teslim bayrağını çekmektedir.

Son yayınlanan KHK ile paramiliter yapılar devletin korumasına alınmamış, bizzat devletin kendisi paramiliter hale gelmiştir. Esnek çalışmayla iş yaşamında kuralsızlığı kural haline getiren saray KHK’larla hukuksuzluğu hukuk haline getirmiştir.

Egemenler tüm toplumsal inşa süreçlerinde olduğu gibi saldırıya hapishanelerden başlamayı tercih etmişlerdir. Tutsaklara yönelik tek-tip kıyafet uygulaması bizzat tutsakların sesinden söylendiği üzere kabul edilmeyecektir. Görülmesi gereken en önemli şey tek-tip saldırısının hapishanelere değil, bütün toplumu hedef aldığı gerçeğidir. İçeride tutsaklara gri tulumları giydirmeye çalışanlar hapishaneye çevirdikleri ülkede topluma kara ve karanlık bir elbise giydirmek istemektedir. Bütün ülke çok daha ağır ve karanlık bir sürece götürülmek istenilirken ilk ve en sert mücadele hapishanelerde verilecektir. Tutsaklara tek-tip elbise dayatanlar işçilere güvencesizlik, ölüm ve sefalet, kadınlara taciz, tecavüz ve ölüm çocuklara karanlık bir gelecek, Alevilere katliam, Kürt’lere yok oluş dayatmaktadır. Tutsakların hapishanelerdeki direnişi faşizmin kurumsallaşması karşısındaki en ciddi direniş olacaktır.

Saray tüm vurdumduymazlığı ve pervasızlığı ile kendi iktidarını kalıcı hale getirecek ve Ohal koşullarını ebedi kılacak uygulamaları peş peşe uygularken kendi zayıflığını, korkularını da ele vermektir. Gerek uluslararası alanda yaşanan gelişmeler, gerek ekonomide yaşanan olumsuz gelişmeler ve gerekse içerde büyüyen öfke yaşanan olağanüstü sürecin uzun süre sürdürülemez hale geldiğini göstermektedir. Gerek 7 Haziran, gerekse referandum sonuçları sarayın her hangi bir seçimle iktidarını bırakma niyetinde olmadığı göstermiştir. Son KHK’lar sarayın kaybedeceği bir seçime girmeyeceğini ortaya çıkarırken seçimlerin ertelenmesi ya da sandık hilelerine karşı oluşacak toplumsal hareketleri bastırmak üzerinden planlar yapıldığı da açığa çıkmıştır. Faşizm kitlelere mücadele dışında bir seçenek bırakmamaktadır.

Birleşik Devrimci Parti, bütün toplumsal muhalefeti hapishanelerde tek-tip dayatmasına karşı yükselen sese sahip çıkmaya, tek-tip uygulamasına karşı tutsakların direnişine omuz vermeye, mücadeleyi büyüterek yeni katliamların, yeni 19 Aralık saldırılarının yaşanmaması için harekete geçmeye çağırır.

Devrimci Parti, Türkiye İşçi Sınıfı ve Ezilen Halkları faşizmin ötekileştirdiği bütün toplumsal grupları ve muhalefet hareketlerini, kadınları faşizme karşı birleşik, militan, örgütlü mücadeleye çağırır. Devrimci Parti, bütün devrimci, demokrat, yurtsever güçleri faşizme karşı ortak ve güçlü bir mücadele hattı kurmak için yan yana gelmeye, birleşik bir cephede buluşmaya çağırır.

*****************************************************************

PM’DE ULUSLARARASI GELİŞMELER ÜZERİNE YAPILAN POLİTİK DURUM ANALİZİ

Yaşanmakta olan gelişmeler, küresel ölçekte emperyalist yeniden paylaşım mücadelesinin derinleşerek ve dünyanın iki büyük güç bloğu arkasında saflaşmaya itekleyerek sürdüğünü gösteriyor. Bu yeniden paylaşım mücadelesi küresel ölçekte büyük güçlerin karşılıklı sıcak çatışmaya girmediği ama stratejik bölgelerde bölgesel bloklaşmalar ve çatışmalar yarattığı bir görüntüde ilerliyor. ABD ve çevresinde yığılmış emperyalist blok esas olarak ABD’nin küresel gücünü tehdit eden başta Çin olmak üzere Rusya’nın ve onların ittifak halinde olduğu bölgesel güçlerin genişleme alanlarını frenleme ekseninde hareket ediyor. Bu durumun en açık özeti ABD Başkanı Trump’ın dünyaya açıkladığı yeni stratejik belgede kendini açığa çıkartıyor. ABD siyaset bölgesine göre Çin ve onunla birlikte Rusya, ABD’yi tehdit eden en büyük tehdit olarak tarif edilirken İran ise terör devleti sıfatıyla anılarak açık hedef haline getiriyor. Dünya’da ve bölgede meydana gelecek çatışmalar ve gelişmeler bu kutuplaşma ekseninde ele alınmalıdır. Söz konusu belgede Türkiye’nin yer almaması ise Türkiye ABD ilişkileri açısında üzerinde durulması gereken bir durum olarak öne çıkmıştır. Belgenin açığa çıkardığı temel olgu ABD nin kendi varoluşsal çıkarlarını koruma uğruna daha saldırgan bir konuma doğru ilerlediği bu noktada Çin Rusya bloğu ile açık bir ekonomik askeri çatışmaya girmekten kaçındığı yerine onları kuşatmasını sağlayacak bölgesel gerilimlerle yol alacağı gerçeğidir. Kuzey Kore üzerinden şekillenen kriz ABD donanmasının Çin denizine askeri gücünün de Güney Kore ye yığılması olmuştur. Pasifikte Çin i kuşatma derdinde olan ABD kriz dolayımıyla Çin kara sularının sınırına büyük bir askeri güç yığmıştır. İran ise hem bölgeyi hem de Türkiye’yi derinden etkileyecek başka bir gerilimin habercisi olarak öne çıkmıştır.

I

Emperyalist çatışmanın ve var olan kutuplaşmanın kristalize olduğu yer Ortadoğu coğrafyasıdır. ABD’nin İsrail ve içerisinde Türkiye’nin de olduğu bölgesel güçlerle birlikte Suriye’de kışkırttığı ve desteklediği iç savaş beklentilerin, hesapların ötesinde emperyalist güçleri de tehdit altına alan Selefi çetelerin güçlenmesine yol açtı. Aynı iç savaş bölgesel güçlerin hiç hesaplamadığı bir yerden Kürt halkının bölgesel hesaplara alt-üst eden direnişi sonrası yeni bir durumun oluşmasıyla noktalandı. ABD’nin bölgesel çıkarları Ortadoğu’daki en büyük müttefiki Türkiye’nin tarihsel çıkarlarıyla çatışır hale düşerken, bir tarafta önderliğini Kürt Özgürlük Hareketi’nin yaptığı direniş hareketi güçlenerek çıkarken, diğer taraftan Sünni mezhepçi perspektifle gerçekleştirilmeye çalışılan yeni dizaynı yerle bir eden İran’ın bölgesel güç kazanması ortaya çıktı.

Büyük oranda Doğu Akdeniz’in denetlenmesini, Rusya’nın Avrupa üzerindeki doğal gaz tekelini kıracak petrol, doğalgaz hatlarının geçiş yollarının denetim altına alınması, İsrail’in güvenlik altına alınması hedefleniyordu. Aynı zamanda BOP’un yeni bir şekliyle Suriye’deki iç savaşın İran’a ve oradan Hazal çevresindeki Türk-i cumhuriyetlere sıçramasını sağlayarak Çin’in karadan Avrupa ve Afrika ile bağlantısını kesmek, Rusya’ya olan enerji bağımlılığını ortadan kaldırmak amaçlanırken gelinen noktada neredeyse bütün denetimin Çin-Rusya desteğindeki güçlerin eline geçmesine yol açtı. Kürt Özgürlük Hareketi, İran, Suriye ve Hizbullah savaşın kazananı ortaya çıkarken, bu savaş bütün bu güçlerin askeri yapılarının büyük deneyimler kazanmasıyla noktalanır hale gelmesi savaşı başlatan ve destekleyen güçler için eskiye oranla daha ciddi tehlikelerin oluşması anlamına geliyor. Gerek Hizbullah, gerek Suriye ordusu ve gerekse İran’ın desteklediği milis güçleri kent ve saha savaşından büyük deneyimler kazanarak çıktılar. İran, Ürdün sınırı üzerinden Suriye ve Hizbullah’la kara bağlantısını oluştururken Ortadoğu’nun yerleşik Sünni monarşileri yeni bir Şii kuşatmasıyla karşı karşıya kaldı. Bu duruma Yemen’deki, İran destekli Husiler’in askeri ve siyasi olarak güçlenmesi eşlik etti. Son tahlilde ABD ve destekçisi güçlerin bütün hesapları alt-üst olurken ABD’nin bölgesel müttefikleri bir yok oluş tehdidi ile de yüz yüze kaldı.

YPG’nin önderliğindeki Kuzey Suriye Federasyonu’nun askeri ve siyasal kazanımları Türk devletinin var oluşunu temellendiren tekçi-baskıcı yapısını dinamitlerken,  devlet varoluşunu güvenceye almak isteyen hükümet ise iktidarını baki kılmak adına bölgede Kürt Özgürlük Hareketi’yle yan yana durmak zorunda kalan, ABD’nin küresel ve bölgesel çıkarlarını karşısına alma ve ittifak politikalarına zarar verme pahasına Türkiye devletinin Rusya, İran’la çok daha kaygan bir zeminde tehlikeli ilişkilere girmesine yol açtı.

Özetlemek gerekirse ABD’nin önderliğinde İsrail, Suudi Kralı ve Mısır öncülüğünde, İran’ı frenlemek ekseninde buluşturulan yeni blok karşısında Türk devleti, Kürt sorununda adım atamaz hale gelmesi yüzünden bir çıkışsızlığa sürüklenmiş, tarihsel ittifaklarıyla çatışır hale düşmüştür. Büyük güçler arasındaki çatışmada bölgesel ve tarihsel çıkarlarını realize edecek boşluklar bulma ve bağımsız davranabilme kapasitesine ulaşabilme çabası büyük güçlerin kuklası haline gelen bir siyasal yapıya dönüşmeye yol açmıştır. Ödümüzdeki süreç bu sallantılı ve çatışmalı dönemin ağır siyasal ve ekonomik baskısı altında şekillenecektir.

II

Küresel bloklaşmada kendi çıkarlarına realize etme adına Çin- Rusya eksenine daha fazla yaslanmakta kalan faşist iktidar sadece tarihsel ittifaklarıyla değil, bölgesel müttefikleriyle de sorunlu hale gelmeye başlamıştır. Kudüs meselesi dolayısıyla toplanan İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) toplantısında Suudi’ler ve Mısıra karşı İran’ın yanında saf tutmak durumunda kalmıştır.. Gerek MHP ile kurulan ittifak ve bu ittifakın sonuçları gerek HDP üzerinde giderek ağırlaşan devlet terörü ve kayyum uygulamaları ve gerekse güney Kürdistan referandumuna karşı takınılan düşmanca tutum AKP ye oy vermiş Kürt tabanda önemli kırılmalar yol açmıştır. Buna ekonomik sıkıntıların batıda yol açtığı kaygılar eklenince AKP kendi oy tabanında bir sıkıntı ile yüz yüze kalmıştır. Gerek Dışarıda açılan davalar gerekse artan siyasal baskılar nedeniyle bunalan içeride artan ekonomik sıkıntıların baskısı altına giren siyasal iktidar için Kudüs sorunu bir nimet gibi algılanmış tüm görüntülerin işaret ettiği üzere baskın bir erken seçime hazırlanan iktidar için Filistin sorunu kendi tabanını maniple etmenin aracına dönüştürülmüştür. Yüksek perdeden yapılan İsrail ve ABD karşıtı açıklamalar, BM oylamasından zafer görüntüleri çıkaran dil iç kamuoyunda AKP tabanını stabilize etmede faydalı olsa da ilerleyen süreçte Türk devletinin ABD emperyalizmi ile tarihsel olarak kurduğu ekonomik ve askeri ilişkinin gerilmesi anlamına gelecektir ki bu minvaldeki gelişmeler ülkeyi ekonomik ve siyasi açıdan daha kırılgan bir hale düşürecektir.

Kürt sorunundaki çözümsüzlük Türk devletinin elini daha fazla bağlarken, büyümekte olan Kürt Özgürlük mücadelesini frenlemek adına Afrin ve Kuzey Suriye Federasyonu’nu hedef alan tehlikeli planların gündeme gelmesine de yol açmaktadır. İktidar gelişen ekonomik sıkıntılar ve halk kitlelerinin, işçi sınıfının artan hoşnutsuzluğu ve  giderek yayılan ve büyüyen öfkesi karşısında yitirdiği hegemonyayı, Kudüs dolayımıyla dışsal politik manevralarla sağlamaya çalışırken bir erken seçim sürecine Afrin’i ve Kuzey Suriye Federasyonu’nu hedef alan askeri saldırı ve muhtemelen hızlı, erken zafer beklentisiyle yeniden kurma derdine düşmüş bir görüntü vermektedir.. Bu bağlamda gerek bölgesel, gerekse küresel tarihsel bütün ilişkilerini geçici bir süreliğine bile olsa terk etme kararlılığı kendini göstermektedir. İktidar da kalma çabası daha kanlı ve ağır bir savaşı işaret etmektedir.

İşçi sınıfı, yüksek enflasyon, yüksek kur ve büyüyen işsizlik tehdidi altında neo-liberal saldırının ağır cenderesinde hızla yoksullaşmakta, yaşadığı sıkıntılara çözüm arayışına girmektedir. Aratan oranda yayılan işçi eylemleri yaklaşmakta olan toplu iş sözleşmeleri ve iktidarın bütçe açığını dengeleme adına halkın üzerindeki vergi yükünü arttırması yüksek seyreden enflasyon önümüzdeki süreçte bu arayışın daha güçleneceğini göstermektedir.

Artık sıradanlaşan ve pervasızlaşan taciz ve tecavüz saldırıları sokakları kadınlar için yaşanamaz hale getirmiştir. Kadınları hedef alan taciz ve tecavüz saldırıları giderek alenileşmekte ve sokak ortasında kitlelerin içerisinde kadınları tehdit edecek kadar yaygınlaşmaktadır. Siyasal iktidarın erkek yüzü, kadına yönelik saldırının kurumsallaşmasını sağlamaktadır.  Erkek şiddetine karşı giderek büyüyen kadın öfkesi bu şiddeti besleyen faşizmi hedef almaya başlamıştır. Faşizmin üzerinde yükseldiği temel çatlamaya başlamış bu çatlamanın farkında olan iktidar baskıyı arttırmaya başlamıştır. Gerek küresel, gerek bölgesel ölçekte ve ülke içinde meydana gelen gelişmeler geleceğe daha büyük umutla bakmayı sağlayacak işaretleri taşımaktadır.

Ezilenlerin öfkesinin siyasallaşması ve umudun büyütülmesi için sosyalist hareket üzerine düşeni yapmak zorundadır. Faşizmin varlığını korumak adına her çeşit kanlı girişimi göze aldığı dönemde ona karşı en az onun kadar gözünü karartan, direnişte ve mücadelede kaçınmayan ama kitlelere değen, çözüm üreten ve umut veren bir mücadele hattı örülmelidir. Sosyalist hareket faşizme karşı birleşik cepheyi örme göreviyle yüz yüzedir. Aynı zamanda faşizmin kanlı planlarına karşı Kürt halkının ve işçi sınıfının ortak mücadelesi büyütmek bu amaçla her çeşit işgal girişimine ve katliam planlarına açıkça karşı koymak durumundadır.

Devrimci Parti, Kürt halkının özgürlük taleplerini hedef alan her çeşit işgal girişimini açıkça reddederken, işçi sınıfı ve ezilen halkları bu kanlı maceraya karşı koymaya çağırır. Kürt halkını hedef alan işgal ve savaş politikalarının karşısına bütün gücüyle çıkacağını beyan eder. İşçi sınıfını ve tüm devrimci güçleri şovenizme, faşizme ve emperyalizme karşı kadınları hedef alan erkek şiddetine karşı sosyalizm mücadelesini büyütmek için omuz omuza mücadeleye çağırıyor.

Yaşasın Devrim, Yaşasın Sosyalizm!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir