Devrimci Parti MYK: Mazluma can zulmün karşısında kalkan olma vaktidir!

MAZLUMA CAN ZULMÜN KARŞISINDA KALKAN OLMA VAKTİDİR!

Katliamların sistematik hale geldiği topraklarda yaşıyoruz. İşkence, soykırım ve yasakçı zihniyet dur durak bilmeksizin devam etmekte, kurulu nizam gücünü bu süreklilikteki başarıdan almaktadır. Bahsedilen başarının iki kaynağı vardır. Sermaye, Erkek-Türk-Sünni temelli iktidarlar altında rahatça yerleşme ve dolaşım imkânı bulmakta, merkezi yapı da kadim despotik devlet geleneğini kesintisiz sürdürmektedir.

Ermeni soykırımı ile başlayıp, komünistlerin ve Kürtlerin kıyımı ile devam eden silsilenin doruk noktalarından birini de Maraş Katliamı oluşturmaktadır. Bu katliam sırasında yaşananları hatırlamak, kaybettiklerimizin anısını yaşatmak yönünden olduğu kadar; devlet aygıtının bir soykırım kampanyasını nasıl bir meziyetle başarabildiği anlamak açısından da faydalıdır. Maraş Katliamı, en başından sonuna kadar, bilinçli bir şekilde CIA-TC tarafından ortak olarak kurgulanmıştır. İlkin, 19 Aralık 1978’de, Maraş’ta ülkücülerin bulunduğu bir sinema salonuna düşük etkili bir bomba atılmış; ardından bu patlamayı protesto bahanesiyle Maraş’taki bütün sol-sosyalist yapılar saldırıların hedefi haline gelmiştir. Özellikle Alevilerin yoğun yaşadığı mahallelerde ülkücülerin ve paramiliter güçlerin saldırıları yoğunlaşmış, yüzü aşkın sol görüşlü ve Alevi yurttaş bu olaylar sonucunda hayatını kaybetmiştir.

Sonraları, ilk bombayı atanın Ökkeş Şendiller isimli ülkücü olduğu, CIA ve istihbarat örgütlerinin olayları kışkırttığı açıklansa da, benzeri olaylar ülke gündeminde eksik olmamıştır. Çorum olaylarında da, Maraş’a yakın bir senaryo ardından, büyük bir katliam sonucunda 57 Alevi yurttaş hayatını kaybetmiştir.

Sermaye Düzeni Kolayca Kışkırtılabilen Bir Linç Kültürü Yaratmıştır

Ülkemizde kolayca kışkırtılabilen bir linç kültürü vardır. Türkiye ve Kürdistan topraklarının uzun yıllardır biriktirdiği birlikte yaşama kültürü, bazı momentlerde bu tipte bir linç kültürüne kurban gitmiştir. 6-7 Eylül olayları, Maraş-Çorum katliamları, Madımak(Sivas) katliamı ve 90’lı yıllarda Kürtlere yönelik saldırılar en bilinen örnekler arasındadır. Geniş kitleler milliyetçiliğin, cinsiyetçiliğin ve muhafazakâr Sünni yorumun ideolojik hegemonyası altındadır ve kolaylıkla yönlendirilmektedir.

Şüphesiz ki, AKP iktidarı takındığı değişken ideolojik formlar itibarıyla, devletin kurucu ideolojisinden ve klasik sağ iktidarlardan oldukça farklıdır. Buna rağmen kurumsal düzlemde, bütün devlet gelenekleri hiç değişmeden varlığını devam ettirmektedir. Maraş Katliamı’nın senaryosu birçok kez devreye sokulmak istenmiş ve yer yer fiili olarak da işleme imkânı bulmuştur.

Ökkeş Şendiller’in provokasyon amacıyla attığı bomba, MİT müsteşarı Hakan Fidan’ın 2014 yılındaki ses kaydında, Suriye’ye olası bir müdahalenin zemini hazırlamak için de pekala gündemdedir. “O olduğu andan itibaren içeride birçok bomba patlar.” cümlesi ardından, Suriye’deki cihatçı çetelere verilen silah yardımları artık bir devlet sırrı değildir. İstanbul’da, Malatya’da, Adıyaman’da Alevi yurttaşların evlerine koyulan çarpı işaretlerinde hiçbir azalma olmamıştır.

AKP İktidarı Katliam Politikalarının Devamcısıdır

7 Haziran seçimlerinden büyük bir yenilgi ile çıkmış AKP iktidarı, bu sefer yalnızca sözde kalmamış, bomba senaryolarını uygulamaya koymuştur. Suruç’ta, Kobane’ye yardım etmek için konaklayan gençler IŞİD aracılığı ile katledilmiş, bu vahşet görüntüleri Kürdistan halkı üzerinde başlayacak büyük bir katliam harekâtının gerekçesi olarak kullanılmıştır. Sonrasında Cizre, Sur, Nusaybin ve Dargeçit’te apaçık bir devlet katliamı gerçekleştirilmiştir.

AKP iktidarı, kendinden önceki hükümetler gibi, günahlarının üzerini örtmeye, bu konuda bir kez bile taviz vermekten kaçınmaya kararlıdır. OHAL ve KHK’lar katliamların yüzünü örtmek, hak gasplarını maskelemek ve sermayenin tahakkümü için çok uygun bir kılıftır.

Son olarak, İçişleri Bakanlığı, katliamı anmak için önümüzdeki hafta Maraş’ta düzenlenecek etkinliklere OHAL bahanesiyle yasak getirmiştir. Bu kararlar, AKP iktidarının artık pek de gizi kalmamış karanlık yüzünü iyice açığa çıkarmaktadır.

Bütün baskıcı politikalar karşısında mazlumlara can olacağız.

Maraş Katliamı’nın izleri halen belleğimizdedir. Mehmet Tunç’un, Cizre’de bir binanın bodrum katında yankılanan direniş sözleri kulağımızdadır. Taybet Ana’nın cenazesi gözlerimizin önündedir, yakılan cenazelerin kokusu burnumuzdadır.

Kürdistan halkına, Alevilere, kadınlara, işçilere ve tüm ezilenlere, bu ruhu taşıyanlara can olma vaktidir!

12 Eylül öncesi kontrgerilla-CIA işbirliği de belleğimizdedir. Şimdilerde, Süleyman Soylu’nun yüksek tondaki ölüm çağrıları da kulağımızdadır. Eli silahlı yeni paramiliter güçler de gözlerimizin önündedir.

Saray iktidarı karşısında kalkan olma vaktidir!

Devrimci Parti MYK

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir